Artist: Maik Armstrong

Katalog

Heterotopya

HETEROTOPYA
Çağdaş sanatla komşuluk eden yeni medya sanatı kendi dallarını, kurumlarını, takipçilerini, tartışma
platformlarını, sergileme ve paylaşım formlarını oluşturuyor. Aynı zamanda bunu yaparken sanat tarihine de mesafeli bir bakış fırlatıyor. Bütün bu özellikleri ile birlikte değerlendirildiğinde, yeni medyanın, özellikle mekân ve zaman algısı üzerinde bıraktığı dönüştürücü etkisi, iletişim pratiklerinin farklı bir karaktere bürünmesi, etkileşimde özerkliğe imkân tanıması ve sanal bir alan açması bakımından önem taşıdığı ve farklılaştığı görülmektedir. Bunun dışında yeni medya, bütün bunlarla birlikte yaşamı birebir temsil ederek toplumsalı simüle eden bir yapıya sahip oluyor. Kendi sonsuzluğu içinde yolunu bulmaya çalışan yeni medya bazen sancılı dönemlerden geçerek gelgitler yaşıyor. Kendi sonsuzluğunu oluşturma çabası içinde olması bu bulanıklığın ana nedenlerindendir. Çünkü “yaradılış”, “zaman”, “sayı”, “varlık” gibi kavramlarla problemleri örtüşen sonsuzluk bu olgulardan soyutlanamaz. Nitekim fiziki anlamda bir sonsuzdan söz edebilmek için “mekân” kavramına gereksinim vardır. Mekânı Foucault iki şekilde ele alır: Biri ütopya, diğeri heterotopyadır. Bu olgular, diğer mekânlarla ilişki içerisinde olmakla birlikte onların tamamını yadsıyarak başkalaşırlar. Ütopyalar, Foucault
tarafından bir nevi “yeri olmayan yerler” olarak nitelendirilirken; heterotopyalar, zamansal ve mekânsal farklılıklarıyla birlikte, gerçek mekânların dışında var olabilen “başka bir mekân” olarak anlam kazanmaktadır. Foucault’nun heterotopyaları betimlemek için kullandığı temel ilkeler, yeni medyanın bir heterotopya formunda anlamlandırılmasına olanak tanıyor. Günümüzde yeni medya sanatı büyük ilgi topluyor ve onu anlayıp toplumsal etkilerini bir kavramsal bakış açısıyla değerlendirmek gerekiyor. Kullanıcılarına farklı bir zaman-mekân algısı sunması, sapma davranışlarının yeni medyada kendine yer bulması ve kullanıcılarda çeşitli yanılsamalara neden olması gibi özellikler yeni medyayı bir heterotopya formu olarak değerlendirmeyi gerekli kılıyor.
Foucault’nun heterotopyalara ilişkin ortaya koyduğu analize göre heterotopyalar birbiriyle örtüşmez
görünen birçok mekânı tek bir gerçek yerde yan yana koyma potansiyeli taşımaktadır. Bu anlamda
yeni medya, mekânsal birleştirici olarak zengin bir heterotopik özellik sergilemektedir.
Heterotopya Sergisi’nde de sanatçılar kendi sanat pratikleri dâhilinde mekânlar yaratarak bu
mekânları Foucault’nun heterotopyalarına ilişkin ortaya koyuyor. Yanılsama mekân yaratan
heterotopyalar, böylelikle geri kalan gerçek mekânı da bir yanılsama olarak sunuyor. (Foucualt 2005,
301) Eserlerinde, özellikle seyirci ile ortam arasında ezber bozan ilişkiler kurmak için sanat ve teknolojiyi
daha önce hiç görülmemiş biçimlerde kullanıp dijital ve fiziksel dünyaların melez alanlarını inceleyen
Refik Anadol, Veri Kumaşı isimli eseriyle enerji santrallerinde bulunan sensörler tarafından kaydedilen
çevresel veri kümelerine odaklanarak, geleneksel mekân algısını zorlayıp aslında post-dijital dünyada
var olma çeşitlerinin mümkünlüğünü sorguluyor. Deneysel medya ve dijital sanatlar alanında özellikle bilgisayarla yaratılmış çalışmalara ve görüntülere yoğunlaşan Ozan Türkkan’ın VR (sanal gerçeklik) immersive media (çevreleyen medya) enstalasyonu “Substance”, dış dünya ve mekânla olan ilişkiyi soyutlayarak izleyiciyi en tanıdık olan ama mevcut bilinçle deneyimleyemediği için bir o kadar uzak “öz”üne götürüyor, kendi iç dünyasıyla tek başına yüzleşmeye sürüklüyor. Hareket, mekân, zaman, tekrar gibi kavramları temel alan çalışmaları ile Erdal İnci hipnotik etkiler taşıyan performans ile karşımıza çıkar. Zaman sayesinde oluşan ama hareketler ilerledikçe zamanı ilerlemeyen görüntüler ile zaman algımız üzerinde oynar.

Heykelden yola çıkarak makine estetiği ile kavramsal sorgulamaları bir araya getiren Server Demirtaş,
temelde analog olan insan yaşamından dijital yaşama geçiş duyularımızla kurduğumuz dünyayla
alışıldık ilişkimizi radikal bir biçimde dönüştürüyor. İkili açık-kapalı (on-off) kodlarına dayalı, keskin
sıçrayış, kopuş ve zıtlıklar uzamı olan dijital zaman/mekân, analog zaman/mekânın döngüsel akışını
parçalıyor. Hakan Gündüz ve Hazal Döleneken’in Haraka isimli deneysel çalışması görsel-işitsel süreci temel
alarak alan ve hareket kavramını yeniden tanımlar; kişinin zaman ve mekân ile olan ilişkisi, dijital
ortamda yeniden tasarlanır. "Hareket etme, devinim" anlamına gelen Haraka, Arapça hrk kökünden
gelerek kendini tekrar etmeyen ses ve görsel tasarım ile bedenin farklı form alma deneyimini, etkileşim var olduğu sürece sürdürür. Bilgi ve enformasyon yoğunluklu küresel bir üretim tarzının, kendine özgü ürettiği mekân tasarımı ve zaman algısının yeni medya ortamındaki somut örneklerinden birini de Buşra Tunç mekâna özgü yaptığı eseriyle sergiliyor. Böylelikle yeni medyayı bir mekân ve özellikle de heterotopik bir mekân
olarak değerlendirmek sosyal mekânların bireyler üzerindeki kurucu ve değiştirici etkileri olarak karşımıza çıkıyor.

Foucault M (2005) Özne ve İktidar, Işık Ergüden ve Osman Akınhay (Çev.), Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Gizem Yiğen, Özgenur Geris, Teri Altaras