REM_9-temmuz-5
Banu Çolak, ‘Apple Blossom Dreamscape’, Kanvas ve Kagit Uzerine Karisik Teknik” 45 cm x 45 cm, 2018
Banu Çolak, ‘Digging a Garden in a Desert’ Cok Parcali Elde Kesilmis Kagit Yerlestirme, 117cm x 294 cm, (2016- 2018)
Banu Çolak, a place in my mind 4, 2017
Banu Çolak, A Place in my Mind 7’, tuval üzerine akrilik boya, 137 cm capinda, 2017
Banu Çolak, Construction of a Garden I’, Islenmemis Kanvas Uzerine Akrilik Boya, 145 cm x 165 cm, 2017

Artists: Banu Çolak

Aklımda bir yer

Aklımda (olmayan) bir yer

Günümüz sosyo-politik düzeninde sınırlar birbirine yaklaşırken büyüyen mülteci krizi; kimlik, enternasyonalizm ve vatandaşlık karmaşasına yol açmaktayken yer, aidiyet ve ani sorgulamaları giderek daha önemli hale gelmektedir. Sınırların ve diasporaların sayısındaki artışla birlikte; aidiyet, ev ve mekanın anlamı giderek belirsizleşmekte, göç ve çok kültürcülük deneyimleri de çağdaş sanatçılar tarafından kuramlaştırılmaktadır. Irit Rogoff, ‘Orta Doğu’dan Çağdaş Sanat: Küresel Söylemlerle Bölgesel Etkileşimler’de; artık fiziki olarak mümkün olmayan ancak derin kökleri ile gerçeklik olarak algıladığımız yer ve mekan arasındaki ilişkiyi harekete geçirmek için ‘bölgesel hayal etme’ kavramını kullanır. Yer ve kartografya’nın kökenleri incelendiğinde, haritaların hem hayali hem de hiper-gerçekçi alemlerle, eski ve yeni dünyalara açılan, fikir üreten geçiş kapıları olduğu görülmekte, bu nedenle de haritaların kendilerinin estetik boyutlara sahip olması, haritalama süreç ve tekniklerinin, farklı sanatsal alanlarda güçlü bir paradigma haline gelmesi şaşırtıcı değildir. Banu Çolak Birleşik Arap Emirlikleri’nde kendi diasporik deneyimlerinden esinlenen son dönem çalışmaların da, arazi ve toprak yörüngelerini haritalardan ödünç alarak yorumlar, manipüle ederek yeniden yapılandırır.

Aklım da Bir Yer isimli serisinde Çolak; hayali yerlerin kavramlaştırılması ve temsilini ruhani uygulamalar eşliğinde deneyimler. Çolak’ın kimi zaman resimlerin de, kimi zaman tekstil malzeme üzerindeki dikiş işlemelerin de ya da mixed media çalışmaların da görülen tekrarlanan çiçek motifleri, kesikler, grid çizgileri, eş zamanlı bir yer değiştirme ve tasavvur hissiyle imgelemi bozar. Çolak’ın çalışmaları, varlık ve yokluk ikilemini, manzara üzerinden, doğal ve insan yapımı aktivitelerin yanı sıra antik ve çağdaş yapıların izlerini sürerek araştır. Ortadoğu mazarası tarihsel olarak; William Holman Hunt’un 1854 tarihli ‘The Scapegoat’ adlı eserinden, 1991 yılındaki ‘Çöl Fırtınası’ (Körfez Harekatı)’ nda ki medya imajlarına kadar medeniyetin olmadığı ıssız bir yer olarak tasvir edilmişti. 19. Yüzyıla ait geleneksel romantik manzara resimlerine dayanan Çolak’ın işlerinde ise Ortadoğu manzarası; romantizm ve doğanın karşı konulmaz gücünün kullanıldığı bir nostalji duygusunu betimler.

Yunanca kökenli nóstos /eve dönüş/ ve álgos /özlem/ dan türeyen nostalji; artık var olmayan veya hiç var olmamış bir eve özlem olarak da tanımlanabilir. Bu anlam da nostalji; kayıp, yerinden olma hissi hem de kişinin kendi fantezisiyle olusturduğu bir romantizm, yerel özlemin bir ifadesi olarak ‘yerel’ ve ‘evrensel’ ayrımını mümkün kılan yeni bir zaman ve mekan anlayışının sonucudur. Sanatcının son yıllardaki diasporik deneyimleri ve Ortadoğu da yaşayan Türk diasporasının tarihi etkileri göz önünde bulundurulduğunda; Çolak‘ın işlerin de aidiyet eksikliğine karşın, düşünceli bir şekilde güçlü bir konumluluk ve süreklilik duygusu görülür. İslam sanatının ilk örneklerine benzer olarak Çolak; klasik ve İran dekoratif sanatın da görülen tema ve motiflere benzeyen tekrarlanan çiçek imgeleri kullanır. İslam bahçelerin en basit anlamdaki temel kare düzenini kullanıldığı, her bir çalışma Ortadoğu’nun kurak manzarasına atıfta bulunan adanmış ve iyilestirici bir deneyim yaratır.

‘Bir Bahçe’ nin İnşası’ nda Çolak; hyperrealist, haz uyandıran çiçek motiflerini bir çerçeve içerisinde kullanır, boş bırakılan boyalı çerçevenin içerisinde sürekli devam eden, tekrarlanan desenler kesip çıkarılır. Melez bir mimari unsur olan, ‘mashrabiya’ yı anımsatan kesik motiflerden oluşan boşluklar; kültürel globalleşmenin ışığında değişen kültürel, tarihsel ve politik boyutları ortaya koyan, bir değişim süreci ve kimlik kavramlarını sorgular. Tekrarlanan çiçek motiflerinin büyütülmüş görüntüsü ile bir çölün havadan çekilmiş imajı biraraya getirilerek hazırlanan ‘Çölde Bir Bahçe Kazmak’, 24 adet elle kesilmiş, büyük boyutlu kağıttan oluşur. Kartografyanın ve Ortadoğu manzarasının ruhuna inen ‘Çöl Çiçekleri ile Çare Arama’ da ise Çolak; bu bölgeye ait bitkilerin imajlarini, haritalarda kullanılan ızgara sistemi ile birlikte kullanarak ham kanvas üzerine işler. Kanvas ve kağıt üzerine çalışılmış bir minyatür parçalar kolaji olan ‘Elma Çicegi Rüyası’ nda ise üç boyutluluk ve optik yanılsama ile oynayan Çolak, farklı pratikler üzerinde kullandığı grid sistemi ve geometrik desenler ile gelip geçicilik ve zamansızlık vurguları yapar.

Sergideki işler, nostalji ve yerler arasında olma durumu ile sıradan manzaralar arasında gidip gelirken, aynı zamanda kendi ortamında olma kavramını da sorgular. Yakın geçmişte dünya; yerleşik tarım, şehirler, ulus devletleri ve bilgi teknolojileri yoluyla uzun süreli iyi bir dönemden geçme şansı yakalamıştı ancak günümüzde, deniz seviyeleri yükselip, iklim değişikliği adıyla bilinen küresel karbon kirliliği, mevsimleri sıcak ve soğuk aşırı uçlara itmeye başladığında, insanlığın doğa ile ilişkisini tanımlayan ‘Antroposen’ terimi atmosferik kimyacı ve Nobel ödüllü Paul Crutzen tarafından 2000 yılında ortaya atıldı. Mevcut sosyo-politik ve coğrafi iklimin endişe verici durumun da Çevresel Veri ve Yönetişim İnisiyatifi (EDGI) tarafından yayınlanan bir raporda, çeşitli devlet kurumlarının, özellikle EPA’nın (Çevre Koruma Ajansı ) iklim değişikliği konusunda internet içeriğini kaldırdığı veya azalttığı belirtildi. Bir yıldan fazla süredir binlerce hükümet web sayfasını izlendi. Bazı sitelerde “iklim değişikliği”, sürdürülebilirlik ve ya esneklik gibi kelimelerle değiştirilmiş, bazı web sayfalarinda ise, iklim değişikliğinin tamamen kaldırılmış olduğu görüldü. Bu tür sistematik değiştirme ve silinmelerin, hükümetlerin ve şirketlerin çoğunluğunun, çevresel yıkımı durdurmaya çalışmak yerine, mevcut durumu devam ettirerek, düzelmeye az teşvikte bulunduklarını göstermektedir. Bu anlamda, insanlığın kolektif faaliyeti, medeniyetin ekolojik temelini yok etmekte ve gerçeği hafifletebilecek kolektif bir kurum henüz bulunmamaktadır.

İster politik manzaralardan isterse geçici iklimlerin şiddetli ilerleyişinden olsun, bizler nostaljik davranışları çağrıştıran sürekli bir inkar durumundayız. Türkiye’nin şu andaki jeopolitik manzarası düşünüldüğün de; Orta Doğu’daki savaş bölgelerinden kaçanlar için Türk Manzarası, umut, özgürlük ve daha iyi bir yaşam potansiyelini sembolize ederken Türkiye’den daha iyi bir yaşam için göç etmiş olanlar için ise, bu manzara geride bıraktıkları nostaljik ve değişmez bir yer. Aklımda bir Yer, yanlızca parçalarda, anı ve fantezi arasında, bu dünyada ya da bu dünya da olmayan bir yerler de.

Huma Kabakçı